07 Temmuz 2018, 11:15 - Anasayfa | Yazarlar Haberi yazdır

TEKNOLOJİDEN UZAK 48 SAAT...

TEKNOLOJİDEN UZAK 48 SAAT...

CEMAL İNCESOYLUER

  • Facebook Paylaş
  • Twitter Paylaş

Telefonum bozuldu, servise gönderildi. İlk tepkim, ohh be bu akıllı telefon denilen meretten hiç değilse 10 gün uzak kalacağım. Lüzumlu-lüzumsuz duyurular, reklamlar, haber anonsları, bir yerlere abone oluşlarım, her bir dakikada bir facebook, wapsap, instgram gibi sosyal mecraya göz atışlarım olmayacaktı. Sessizlik, durgunluk, dinginlik…

 

İlk 24 saatim mutlu ve keyifli geçti. Sonra, beni bir endişedir aldı. Acaba, dünyada ne oluyordu? Hiç değilse Türkiye ve Tokat’ta ne oluyor? Merak öyle bir sarmıştı ki, daha fazla duramadım. Bir koşu Tokat Gazeteciler Cemiyetine gelip alel acele bilgisayarımı açtım. Sadece faceye baksam yeterdi. Kendime haklı bahanelerde buluyordum. İç ses denilen meret, sen gazetecisin hiç değilse haberlere bir bak diyordu. Haklısın dedim ve faceye, haber sitelerine soluk soluğa baktım.

 

Teknoloji derken, bize yerleştiren algı sosyal mecradan ibaret ve elimizdeki aygıtla sörf yapmak. Teknoloji buydu, işte. Bilgisayardan ayrılamıyordum. Başında kaç saatimi heder ettim, bilmiyorum. Arayan yoktu, çünkü telefonun sim kartını emanet bir cihaza da takmak istemiyordum. Bazı dostlara faceden yazdım ve dedim ki: “Telefonum arızalandığı için irtibat için sadece faceden yazabiliriz ya da hala geçerliyse, dumanla da haberleşebiliriz.”

 

Bazı arkadaşlar akılda veriyordu, belli ki benim zekama güvenmiyorlardı. Yahu, sim kartını başka bir aygıta taksana… Bende hiç bozuntuya vermeden, “Aaaa evet ya, bak ben bunu hiç düşünmemiştim!” Mutlu olduklarını hissedebiliyordum. Eve gidip, o emektar eski telefonlardan birisini buldum. Teknolojiden uzak, nerdeyse 48 saati doldurmak üzereydim. Telefon cihazlarının stres yaptığını söyleyenlere kızıyordum. Asıl, telefonsuzluk stres yapıyordu. Bayağı gergindim.

 

İçimdeki o nemrud ses fısıldıyordu, “Usta, kıyamet kopsa haberin olmayacak…” Sanki kıyameti cep telefonlarından haber verecekmişler gibi, bu sinsi sesler beni adeta hırpalıyordu. 48 saati doldurmuştum, dile kolay, bu süre zarfında hiçbir telefonla görüşme yapmadım, mesaj atmadım, sosyal mecrada sörfe tenezzül etmedim.

 

Sabah erkenden kalktım. Emektar telefonumu şarj aygıtından çıkarıp, sim kartı yuvasının kapağını özenle açtım. Bayram sabahını zor ettiğim günlerdeki gibi, yastığımın başındaki bayramlık ayakkabıyı heyecanla giymem gibi, evet abartı yok, aynen o mutlulukla sim kartımı telefona yerleştiriyordum. Ancak olmuyordu yav. Bir dene, iki dene, üç dene derken, yok olmuyordu. Ellerim sinirden titremeye başlamıştı. Sabahın altısında telefona etmediğim küfür kalmadı. Eski telefonum teknolojiye yenik düşmüştü. Sim kartı küçüktü, yuva büyüktü…

 

Dışarı çıksam, sabahın altısı telefoncular açılmamıştır. Çıkmasam, bir sim kartına bir telefona bakıp daha da asabım bozuluyordu. Televizyonu açtım, bir süre haberleri izledim. Oysa, bütün bu haberleri, yazıları, merak ettiğim her şeyi  yattığım/oturduğum yerden bir tıkla el kadar telefonumdan takip ediyordum. Hale bak dedim, kıyamet kopsa haberim olmayacak…

 

Sonra, kendi kendime gülmeye başladım. Artık saçmalıyordum, teknolojiden koparıldığımı, adeta dağ başında yapayalnız kaldığımı düşünüyordum. Birden aklıma geldi, hani meşhur ve bayat bir soru cevap vardır ya, “Bir adaya gidecek olsam, yanımda üç şey ne olurdu?” Eşim ve çocuklarımı bir saydım, tabii erzak, aaa üçüncüye telefon demeyeyim mi? Sonra, kafamda hınzır sorular uçuştu. O ıssız adada hiç değilse elektrikte olsun birader, yoksa telefonu nasıl şarj edeceğim.

 

Yeniden soruya geldim. Gideceğim o ıssız adada ya elektrik yoksa? Çare hazırdı. 10-15 tane batarya alabilirdim yanıma. Bu fikir beni rahatlattı. 48 saat teknolojiden uzak kalmak, öyle böyle değil, resmen psikolojimi bozdu. Bir daha her ağzımızı açtığımızda bu çocuklar, bu gençler ellerinde telefon dünyadan haberleri yok demeyeceğim.

 

Asıl telefonları olmasa dünyadan haberleri olmayacak… Tabii, arada bir gerçek oyunlar oynasalar, ülkemin doğal güzelliklerine dokunsalar fena olmaz.

 

Biliyorum, sizde telefona takıldınız. Sonuç olarak, telefon ne oldu? Yok olmadı. Telefoncularda sim kartı bu emektar telefona takamadılar. Bir ara, telefoncu arkadaş başarıyordu ki, sim kartı kırıldı. Yedek için müracaat ettim.


 Demokrat Arayış Gazetesi internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Demokrat Arayış Gazetesi Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yazara ait diğer köşe yazıları

E-BÜLTEN ABONELİK

01 Mayıs 2008-2017 © Demokrat Arayış Gazetesi -Tüm Hakları Saklıdır. Gazetemiz Basın Ahlak Yasası'na uymayı kabul eder.

Adres : G.O.P. Bulvarı Emniyet Müd. Karşısı Mehmet Coşkun İş Merkezi Kat: 4 Tokat (Haber, İlan Ve Reklam için mail adresimiz: arayisgazetesi2008@hotmail.com)
Tel: 0 542 622 01 00
Faks: 0 356 201 00 20 (SADECE FAX İÇİN ARAYINIZ)
Bu site 0.063 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]