02 Temmuz 2017, 22:04 - Anasayfa | Yazarlar Haberi yazdır

İlk Öğretmenim: Hüseyin Alpay

İlk Öğretmenim: Hüseyin Alpay

EBRU ALPAY

  • Facebook Paylaş
  • Twitter Paylaş

Çok aradık… Ben mektuplarımızı karıştırdım kaç kez… O da nette dolandı… Evdeki kitapları karıştırdık… Yok bulamadık. “Sevgilim uyanmış ayak sesime” diye başlayan dizeleri… Sonrasında gülümseme oldu dudağımızda; çünkü kendimiz mi uydurduk acaba diye keyifleniyoruz her seferinde... Daha da keyiflisi ikimiz de aynı biçimde uydurmuş olabilir miyiz acaba… Olabiliriz!


Lise 2. sınıfa gidiyordum. Bir gün Cumhuriyet gazetesi bir kitap eki (1990 yılıydı sanırım)yayımladı. “Okuyan yazan gençler tanışsın” köşesi vardı. Pür neşe yazdım Hüseyin Alpay’a “adım, kilom, boyum posum...” Yanıt kaya gibi sertti. Asık suratlı mektubunda “Bana kaşınız gözünüz değil, okuduklarınız-izledikleriniz-dinledikleriniz gerekli; onlardan bahsedin ki paydamız olsun.” diyordu. Ne okuyordum, ne yazıyordum, ne izliyordum…


İLK ÖĞRETMENİM: HÜSEYİN ALPAY


Beyaz diziler, Tom Sawyer maceraları, yeni yeni yayımlanan pembe diziler, Cengiz Kurtoğlu, hatta Arif Susam… Okuduğum, izlediğim, dinlediğim hepsi buydu ve elbet totalde Hİǒti. Yazamadım bunları. Sonra “İlk öğretmenim” (sevgili ilkokul öğretmenim bağışlasın çünkü hayat dört işlemden, görgü kurallarından, metinde geçen bilinmeyen sözcükleri bulmaktan biraz farklıydıpratikte farklıydı) oldu benim Hüseyin Alpay. Önerdi, sordu, yazdı. Üç-dört sene bıkmadan usanmadan anlattı. Yeni bir dünya kurdum ben onunla, yenidünyaları keşfettim. Demokrasi kavramının içinin doldurdu, ideolojiyi boyutlandırdı. Diyalektik materyalizm, sosyalizm, faşizm, emperyalizm onunla anlamlandı. Çünkü kitaplardan okuduklarım ezberde kalıyor, unutuluyordu. Onun isteğiyle o dönem hizmet ettiği Sosyalist Parti’ye (Doğu Perinçek’in partisinin adı o zamanlar Sosyalist Parti’ydi.) kayıt oldum. Üniversitede özgürlük arayanların arasındaydım. O büyüdükçe beni de büyüttü.


KARL MARX'TAN DOĞU PERİNÇEK'E BİRÇOK İSİM, ONUNLA GİRDİ HAYATIMA


Edebiyat öğretmeni olmam tamamen tesadüftür. Hiç istememiştim. Edebiyat sevgim rahmetli babamdan geliyordu. Ancak fakir kitaplığımızda değerli birkaç Yaşar Kemal dışında bolca Oğuz Özdeş, bolca çizgi roman vardı. Hepsi bu… Marx, Lenin, Stalin, Turan Dursun, İlhan Arsel, Aziz Nesin, Doğu Perinçek, Emre Kongar, Server Tanilli şimdi hızlıca sayarken anımsayamadığım pek çok isim ama öncelikle Atatürk’ü tanırken; Reşat Nuri, Yakup Kadri, Refik Halit, Peyami Safa, Sait Faik ve daha nice kilometre taşı Hüseyin ALPAY ile girdi yaşamıma…


Genişledim, büyüdüm… Sonra dergilerde yayımlanan şiirleri ile şaşırttı, sonra büyük şairler Murathan Mungan, Veysel çolak, Şükrü Erbaş, Nazım Hikmet, Ahmet Arif ve daha nicesiyle inceletti beni genişlerken.


Nice şiiri ezberime aldım kendimi gösterebilmek için, her Pazar sabahın köründe Cumhuriyet gazetesini ilk alan olmak için düşerdim yola; Hikmet Çetinkaya hangi şairlerden bahsettiyse önce ben ezberlemeliydim dizeleri. Sonra hasbel kader edebiyat öğretmeni oldum… Zemin üzerine kat çıktım, daha derinleştim daha inceldim. İyi bir edebiyatsever, doğru-dürüst bir edebiyat öğretmeni oldum. Gün gelip evlendiğimizde Hüseyin Alpay ile kitaplarımızdan güzel bir kitaplık yaptık (ki çocuklarımıza tek mirasımızdır-anlarlarsa), pek çok kitaptan iki tane olduğunu gördük ve gülümsedik… Sevdiklerimize dağıttık. Evlenmeden önce yıllarca aynı kaynaklardan beslendik, aynı yazarlarda kafamız karıştı (daha çok benim elbette), aynı şairlerde demlendik. Babamdan gelen geni saymazsak edebiyat sevgimde Hüseyin Alpay imzası vardır, bugünkü aydınlık kimliğimde Hüseyin Alpay imzası vardır.


EMEĞİNE ATILAN ÇİRKİN BİR İFTİRA VE ARAMIZDAKİ YAZI FARKI


Şimdi bu aynılık öyle bir yere vardı ki aynı dizeleri “biz bunu bir yerde okumuştuk” diye uydurabiliyoruz bile. Sonra da bulamayıp dizeyi –şiiri gülüyoruz evin içinde. Şimdi birileri çıkıyor da “Hüseyin Alpay yazılarını eşi yazıyor” diyor ya daha da çok gülüyoruz evde, çok gülüyoruz çok..cehalet..cehalet.. Hüseyin Alpay’ın yazıları biraz Ayfer Tunç yazılarına benzer, biraz eski Elif Şafak (neden eski dediğimi merak eden olursa anlatırım)yazılarına benzer, çokça Ece Temelkuran yazılarına, biraz Tezer Özlü’ye, biraz Refik Halit Karay’a, günümüzden pek çok kalemşorun yazılarını birazcık andırır. Benim yazılarım Hüseyin Alpay yazılarına benzer çokça. Ama o biraz daha ketumdur ben biraz daha ince; o biraz daha ideolojiktir, ben biraz daha duygusal…


Ama ikimiz de duyarlı (merak eden olursa duygusal ile duyarlı arasındaki farkı da anlatırım)EEE biraz erkek biraz kadın olma farkı. Çünkü Ece Temelkuran da Tezer Özlü’ye benzer de Server Tanilli’ye benzemez. Haydar Ergülen’de hepsinden bir parça vardır. Ayfer Tunç, Latife Tekin’e benzer dişil oldukları için... Çünkü cehalet… Cehalet… Cehalet…Bu isimlerden birini okumamış; Elif Şafak adını “Aşk” kitabıyla duymuş, Ece Temelkuran’ı yalnızca haberci-sunucu olarak bilen Mevlana ya da Yunus dışıokuyup yazması olmayanlar bilemezler elbet… İnsan görkemli pınarlardan su içmişse Mevlana okuyup orada kalmamışsa; derinleşmişse ve aynı yazarları rehber edinip pek çok şairi (halk-divan-tasavvuf-cumhuriyet edebiyatı hemen tümşairleri) hazmetmişsen, üslup benzer, söylem benzer…


ÖĞRENCİNİN ÜSLUBU ÖĞRETMENİNE BENZER: BENİM ÜSLUBUM İLK ÖĞRETMENİM HÜSEYİN ALPAY'A


Ha bir de öğrencinin üslubu en sevdiği öğretmenine benzer… Ha bir de sonra öğretmeninle evlenip birbirini daha yakından besleyince-dinleyince-izleyince… Aradaki farkı yalnız onların derinliğindeki-genişliğindekiler fark edebilir. Çünkü edebiyatı-sosyolojiyi-psikolojiyi-ideolojiyi hazmedenler için sorun yok da… Her yiğidin pardon cahilin harcı değildir. Onlar için her metnin yazarı ya Fehmi Koru’dur, ya Ali Bayramoğlu, ya Engin Ardıç… Onların yazılarını da birbirinden ayırt edemez. Hatta onların yazılarını bile ben yazmış olabilirim.


(Burada kahkahayı koy verin gitsin!) Oysa 17-18 yaşındaki öğrencilerim bile tanır benim yazımı; benim olmayanı da. Dedim ya iyi edebiyat öğretmeniyim ben. Onlar da iyi öğrenciler… Şimdi sığ sularda yüzen birkaç (güya) tasavvuf ehli diyorum ama çok değiller özellikle birinde Dissosiyatif kimlik bozukluğu var (kendini çok sanıyor), eşimin yazılarını benim yazdığımısanıyor ya, GÜLÜYORUZ…


YAZMA DEDİ AMA, YAZIYI BAĞLAYACAK CÜMLEYİ YİNE O SÖYLEDİ


Hani HİÇ GEREĞİ YOKTU BUNLARI YAZMAMIN ama eşim katıla katıla gülmemden rahatsız oldu… Yazıyla güleyim bari sessiz sessiz dedim de dökülüverdi kahkahalar işte… Sonra işin en güzel yanı ne biliyor musunuz? Ne güzel takip ediyorlar eşimi - beni… Vallahi egomuz kabarıyor yazdıklarımız okundukça… Bu duruma ben şu son cümleyi yaz(a)mam ama Hüseyin Alpay yazsaydı şöyle derdi:


“ÖNCE ÖVERSİNİZ SONRA SÖVERSİNİZ, DEĞİŞMEZ GERÇEK BİZİ HEP İZLERSİNİZ!”


(Bu yazı 7 Ocak 2015 tarihinde yayımlanmıştır.)


 Demokrat Arayış Gazetesi internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları Demokrat Arayış Gazetesi Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz. Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yazara ait diğer köşe yazıları

E-BÜLTEN ABONELİK

01 Mayıs 2008-2017 © Demokrat Arayış Gazetesi -Tüm Hakları Saklıdır. Gazetemiz basın ahlak yasasına uymayı kabul eder.

Adres : G.O.P. Bulvarı Emniyet Müd. Karşısı Mehmet Coşkun İş Merkezi Kat: 4 Tokat (Haber, İlan Ve Reklam için mail adresimiz: arayisgazetesi2008@hotmail.com)
Tel: 0 542 622 01 00
Faks: 0 356 201 00 20
Bu site 0.047 saniyede yüklenmiştir. [Hata Bildir]